savurmak
Görünüm
Türkçe
[düzenle]Söyleniş
[düzenle]Eylem
[düzenle]savurmak (üçüncü tekil şahıs geniş zaman çekimi savurur)


- Havaya atıp dağıtmak, saçmak
- İşçiler buğdayı savurmakta ve taneyi samandan ayırmaktadır. - Necip Fazıl Kısakürek
- Kaldırıp atmak.
- eş anlamlısı: fırlatmak
- Adam birden silkinip beni yavaşça yana savurdu. - Nazlı Eray
- şiddetle döndürerek sallamak, kaldırarak vurmak
- Kılıç savurmak. Değnek savurmak.
- Bir sıvının havalanmasını veya kaynayan sıvının taşmasını önlemek, soğutmak amacıyla alıp yine kendi kabına dökmek.
- Sarnıcın suyunu savurmak.
- Sallamak, uçurmak, dalgalandırmak.
- Ayaklarını boşluğa savururken küçük dolap gürültüyle yıkıldı. - Peyami Safa
- (konuşma) Yalan, küfür vb. söylemek.
- Onun bütün çapkınlığı Solmaz'a yoldan geçerken savurduğu birkaç kelimeden ibaretti. - Haldun Taner
- (mecaz) Boşuna ve çok miktarda harcamak.
- eş anlamlısı: israf etmek
- Paraları savurmak.