durulmak
Görünüm
Türkçe
[düzenle]Eylem
[düzenle]durulmak (üçüncü tekil şahıs geniş zaman çekimi durulur)
- duru duruma gelmek
- Akmayan su, kımıldanmayan, olduğu yerde bir çukurun içinde pıhtılaşan, ağırlaşan durgun ve durulmuş su ölümü hatırlatır bana. - Nazım Hikmet
- durma işine konu olmak
- Mor dağlara karargâhlar kurulur. Eteğinde bölük bölük durulur. - Bekir Sıtkı Erdoğan
- gürültü, kımıldanış, karışıklık, yağış ve yel vb. şeylerin dinmesi, sükûn bulmak
- Dışarıda nemli bir rüzgâr esiyordu, dalgalar durulmamış, yalnız biraz ağırlaşmıştı. - Azra Erhat
- (mecaz) sakinleşmek
- Onu yeniden duyduğumda sesinin durulduğunu fark ediyorum.— 2020, Mehmet EROĞLU, Yarım Kalan Yürüyüş, İletişim Yayınları, s. 187