kütük
Görünüm
Türkçe
[düzenle]Ad
[düzenle]kütük (belirtme hâli kütüğü, çoğulu kütükler) kütük -ğü
- (ahşap) kalın ağaç gövdesi
- kesilmiş ağaç gövdesi
- 'Kenara iri zeytin kütükleri istif edilmişti. - R. H. Karay
- Bir köşe başında, yüksekçe bir kütüğün üstüne oturmuş biri nal dövüyordu. - Y. Kemal
- kesimden sonra ağaç gövdesinin toprakta kalan bölümü
- Çamlıkları yarıyoruz, ağaçların kütüklerinden atlıyoruz, ne bir köy ne bir ses var. - M. Ş. Esendal
- asma fidanı
- Kütüklerin üstündeki koruklara otlar tırmanan bahçeyi bir daha geçiyoruz. - F. R. Atay
- (kamu yönetimi) Resmî kayıt defteri.
- 1944: Ekmel İZDEM, 1944, Dünkü - Bugünkü Akhisar, sayfa 65 , Ülkü Basımevi
- "Şimdilik Ankara, Eskişehir ve Manisa'da, faaliyete geçilmiştir, ileriki yıllarda bütün Türkiye'de köy kütükleri tamamlanınca vatanın zirai-mali-sosyal çehresi belirecektir."
- 1944: Ekmel İZDEM, 1944, Dünkü - Bugünkü Akhisar, sayfa 65 , Ülkü Basımevi
- nüfus kütüğü
- (bilişim) bir arada işlenen ve birbirleriyle ilgili olan kayıtların tümü
- (madencilik) kütük demir
- görgüsüz, kaba kimse
- Biraz sonra bizim kütük, kanepenin üstüne oturmuş, ayaklarıyla yerdeki yaprakları eziyordu. - H. E. Adıvar
Deyimler
[düzenle]Kaynakça
[düzenle]Türk Dil Kurumuna göre "kütük" maddesi
Çeviriler
[düzenle]Atasözleri
[düzenle]Çağatayca
[düzenle]Ad
[düzenle]- kesilmiş, ana defteri
Gagavuzca
[düzenle]Ad
[düzenle]kütük
- (ahşap) kütük
Köken
[düzenle]- Eski Türkçe kütük
Kaynakça
[düzenle]- Etymological Dictionaries - Andras Rajki
- KÚNOS, Dr. Ignaz (1902). Şeyh Süleyman Efendi, Çağatayca-Osmanlıca Sözlük. Budapeşte: Section Orientale de la Société Ethnographique Hongroise.