kundak
Görünüm
Türkçe
[düzenle]Ad
[düzenle]kundak (belirtme hâli kundağı, çoğulu kundaklar)


- (kumaş) Yeni doğmuş çocuğu ilk aylarda sıkıca sarıp sarmalamaya yarayan geniş bez
- Kendisine uzattıkları ince ve beyaz bir kundağa sarılmış kızına baktı." - Ömer Seyfettin
- Bu bezle sarılmış bebek
- "Dikmen Yıldızı kundağı kucaklayarak ağır, sarsıntılı adımlarla savcının arkasından yürüdü." - Aka Gündüz
- (saç) Saçları yemeninin içine alıp bağlama:
- Baş kundağı.
- Korunmak için sıkı sıkıya sarılmış şey:
- Dutların tomurcukları büyümüş, yaprakları burunlarını kundaklarından çıkarmışlardı. - S. F. Abasıyanık
- (yangın) Yangın çıkarmak için bir yere konulan tutuşmuş yağlı bez parçası vb:
- "Ben şamdanımla evveli kapının önüne yığılan şeyleri, sonra cibinliği, perdeleri, bütün duvarları çeviren kundakları tutuşturacağım." - Halit Ziya Uşaklıgil
- (ateşli silahlar) Tüfek gibi bazı ateşli silahlarda bunları çeşitli yönlere çevirmeye yarayan, namlunun altında bulunan ağaç veya metal bölüm:
- Kısa namluları dipçik kundağına kadar delikli zivana içinde. «Otomatik» dedikleri tüfek bu olsa gerek...— Fahri ERDİNÇ, 2006, Acı Lokma, s. 41, Yordam Kitap
- (otomotiv)Arabalarda dingil yatağı.
- (mecaz) Ara bozma, fitne, fesat çıkarma