kurtarmak
Görünüm
Türkçe
[düzenle]Söyleniş
[düzenle]Eylem
[düzenle]kurtarmak (üçüncü tekil şahıs geniş zaman çekimi kurtarır)


- Bir canlıyı bir felaketten, tehlikeden veya zor durumdan uzaklaştırmak.
- "İşte böyle bir eser onları bu külfetten kurtarmış olur." — Asaf Halet Çelebi
- Kurtulmasını sağlamak.
- Kazandırmak, yeniden ele geçirmek.
- "Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır." — Atatürk
- Bir şeye zarar gelmesini önlemek.
- "Bu kız beni ilk defa çevreme karşı isyandan, her şeyi ibrazdan kurtardı." — Halide Edip Adıvar
- Birinin cezalandırılmasına engel olmak.
- "Baban bana vaktiyle iyilik yaptı, seni kurtaracağım." — Halide Edip Adıvar
- Bir şeyin değerini karşılamak.
- "Beş bin liradan aşağısı kurtarmaz!"