Kırım Tatarca Sözlüğü
Vikisözlük sitesinden
Kırım Tatarca (Qırımtatar tili), Türk dillerine ait olan Kıpçak-Oğuz karışık bir dildir. Geçmişte Osmanlı Devleti'yle yakın ilişkiler İstanbul ve Anadolu Türkçeleri sözcüklerinin Kırım Tatarca'ya alınmasını sağlamıştır. Rus yönetimi altında ise kimi Rusça sözcükler de dahil olmuştur.
Kırım Tatarca üç ana ağızlardan ibaret:
- Güney veya Yalıboyu ağzı (Oğuz grubundadır, Anadolu Türkçesine çok benzer)
- Orta veya Orta yolak ağzı (Kıpçak-Kuman grubundadır, ancak Oğuz Türkçesi'nin etkisi de büyüktür)
- Kuzey veya Çöl ağzı (Kıpçak-Nogay grubundadır, tamamen Kıpçak özellikleri içerir)
Kırım Tatar edebî dilinin esası – Orta ağızdır. İşbu sözlükte edebî sözcüklerinden başka ağız sözcükleri de mevcut. Onlar aşağıdaki listede parantezde yazılan özel harfle işaretlenmiştir: (G) – Güney ağzı, (K) – Kuzey ağzı, (O) – Orta ağzıdır.
Bugünkü Kırım Tatar elifbasında Türkçe karakterlerinden başka daha Ñ ve Q harfleri kullanılmaktadır. Dikkat: Kırım Tatar elifbasında Î, Û, W, X karakterleri yoktur. Kırım Tatar alfabesine göre kalın ünlü olan hecelerde K yerine Q, G yerine Ğ yazılır. (Kırım Tatarca okunuşta/söyleyişte Türkçedeki Ğ yoktur, G okunur/söylenir). Sözlükteki tüm sözcükler modern Kırım Tatarca imlâ kurallarına uygun olarak yazılmıştır.
Lütfen yeni Kırım Tatarca sözcüklerini ekleyerek, onları bu listeye de ekleyin.
Konu başlıkları |
[değiştir] A
- abay (K) : nine, ihtiyar kadın
- abiy (K) : ağabey
- accı : acı
- acınıqlı : üzücü
- aççı (K) : acı
- açımaq (K) : mayalanmak
- açıtmaq (K) : hamuru mayalamak
- açlıq : açlık
- açmaq : açmak
- açuv : öfke
- açuvlanmaq : öfkelenmek
- ad : ad, isim
- ada : ada
- adam : insan
- afta : hafta
- ağa : ağabey
- ağaç : odun, tahta; ağaç
- agent : ajan
- agentlik : ajans
- ağıl (K) : ağıl
- ağır : ağır
- ağırı : ağrı
- ağırmaq : hastalanmak
- ağlamaq : ağlamak
- ağlavuq : kolay ağlayan
- ahıl : ağıl
- ahırı : en sonunda
- aile : aile
- aketmek (K) : götürmek
- akis : aksi
- ala : hala
- alaşa : tay
- alcımaq : delirmek, aklını kaybetmek
- aldı : önü
- aleket : karmaşa, karışıklık
- alıp ketmek: götürmek
- allegim (K) : kendini beğenmiş, müşkülpesent
- alma : elma
- alşaymaq : uzanıp yatmak
- altı : altı
- aman : hemen
- amanlıq : iyilik, sağlık
- amayıl : muska
- amel : ishal
- ana : anne
- anahtar : anahtar
- anav (K) : o, işte
- anavğa (K) : şuna, ona
- anavı : o
- anavlar (K)
- angiş (K) : saman taşıma aracı
- anniy (K) : anne
- apaqay : kadın, karı
- apbaşıq : bembeyaz
- apis : hapis
- apte : abla
- aq : ak, beyaz; hak
- aqay : erkek, koca
- aqça : para
- aqiqat : hakikat
- aqiqiy : hakikî
- aqırı (K) : en sonunda
- aqqında : hakkında
- aqquş : kuğu
- aqşam : akşam
- aqsüyek : akşamları oynanan bir tür çocuk oyunu
- aram : haram
- aran : inek ahırı
- arçımaq (K) : kabuğunu soymak
- areket : hareket
- arif : harf
- arış : at arabası oku
- arpa : arpa
- arqan : urgan
- arslan : aslan
- art : arka
- artqaç : fazlalık
- aruv bolmaq (K) : iyileşmek, barışmak
- aruv (K) : iyi
- asaba : doğmuş, mirasçı, sevgili
- asıramaq : bakmak, ağırlamak
- ast : alt
- aş bolsın (K) : afiyet olsun
- aş olsun : afiyet olsun
- aş : yemek
- aşamaq : yemek yemek
- aşatmaq : yedirmek
- aşaytlıq : yiyecek
- aşhane : aşhane, mutfak
- aşıq : aşık kemiği, küçükbaş hayvanların aşık kemiği ile oynanan çocuk oyunu
- aşıqmaq : acele etmek
- aşpit : obur, pisboğaz
- aşqana (K) : aşhane, mutfak
- aşşa (K) : aşağı
- at : at
- ataman : erkek hindi
- ateş : ateş
- ava : hava
- avdarmaq : devirmek
- avlaq : uzak
- avlaqtan : uzaktan
- avtobus : otobüs
- avtomat : otomat
- avtomatik : otomatik
- avtomobil : otomobil
- avuldamaq : havlamak, gürültülü konuşmak
- avunlamaq : yerde yuvarlanmak, hayvanların kaşınmak amacıyla yerde sırtüstü yuvarlanması
- avur (K, O) : ağır
- avurmaq (K) : hastalanmak
- avuştırmaq : taşımak, yer değiştirmek
- avuz (K, O) : ağız
- ay carıqta penerlik (K) : çocukların sabahleyin burnunun akması
- ay : ay
- ayaq : ayak
- ayat : hayat; evin girişteki büyük odası, salon
- aydamaq : sürmek
- ayınmaq : uyanmak, farkına varmak, idrak etmek
- aylanmaq : dolanmak, dönmek
- aylıq : aylık, maaş
- aysa : öyleyse
- ayse : öyleyse
- aytmaq : söylemek
- ayuv : ayı
- ayvan : hayvan
- azaqay (K) : azıcık
- azatlıq : özgürlük, azatlık
- azbar : avlu
- azçıq : azıcık, birazcık
- azğana : az, yetersiz
- azır : hazır
[değiştir] B
- baar : ilkbahar
- baba : baba
- babay (K) : baba
- babaytop (K): yumruk büyüklüğünde çaput top ve bununla oynanan oyun
- bacaq : bacak
- badiye : lazımlık
- bağ : bağ, düğüm
- bağça : bahçe
- bağır : ciğer
- bal : bal
- bala : çocuk
- balaban : büyük
- bala-çağa : çoluk çocuk
- balağa catmaq (K) : kuluçkaya yatmak
- balağa yatmaq: kuluçkaya yatmak
- balalıq : çocukluk
- balaq : paça
- balavuz : balmumu
- balıq : balık
- ballamaq : doğurmak (hayvanlar için)
- balqurt : arı
- balta : balta
- bana (K) : demin, biraz önce
- bank : kavanoz
- baqa : kurbağa
- baqalamaq : emeklemek
- baqır : bakır
- baqla : fasulye
- baqlalı laqşa : erişte ve kuru fasulye ile yapılan bir tür çorba
- baqmaq : bakmak
- barlı (K) : zengin
- barmaq : varmak, gitmek
- baş : baş; ana, esas
- başmaq : dişi inek
- başqa : başka
- bata (K) : yaşca küçük kardeş
- bav (K, O) : bağ, düğüm
- bavını tapmaq (K): yolunu bulmak
- bavur (K, O) : ciğer
- bay : zengin
- bayğuş : beceriksiz, fakir
- baylamaq (K, O) : bağlamak
- bayquş : baykuş
- bayraq : bayrak
- baytal : dişi at
- bedava : bedava
- beden : beden
- begitmek (K): sağlamlaştırmak
- bellemek : sanmak
- berli : beri
- bermek : vermek
- beş : beş
- bet : yüz, sayfa
- beyaz : beyaz
- bıltır : geçen yıl
- biber : biber, karabiber
- bike (K) : hanım, kadın
- biliş : düğün evine gelen misafirler
- biñ : bin
- bir talay : pek çok
- bir : bir
- bira : bira
- biraz : biraz
- biy : örümcek
- boğça : bohça
- boğday : buğday
- bolat : çelik
- bolmaq (K) : olmak
- boqça (K) : bohça
- boran : fırtına
- boru : baca
- bosağa : merdiven, eşik
- bosıntay (K): bedava
- boşıq (K) : köpek yavrusu
- botqa : yemekli davet, pilav
- boyna : sürekli, durmadan
- boyuncaq : boncuk
- boztorğay : serçe
- böküy : öcü
- bölen (G, O) : böyle
- börü : kurt
- böyle : böyle
- bu yaq : bu taraf
- bu : bu
- buğa : boğa
- bugün : bugün
- bulay (K) : böyle
- buña : buna
- burçaq : dolu
- burunboq : sümük
- buz : buz
- buzav : buzağı
- bük : aşık oyununda aşık kemiğinin yüzüstü hali
- bürçe : pire
- büyrek : böbrek
[değiştir] C
- cabışmaq (K) : yapışmak
- cabıştırma (K) : iki bisküi arasına lokum koyarak yapılan tatlı
- cağmaq (K) : yakmak
- calamaq (K) : yalamak
- calan (K) : yalan
- calanğaç (K): çıplak, yalınayak
- calaq (K) : yalak
- calbarmaq (K) : yalvarmak
- calbaş (K) : kır saçlı
- caldamaq (K) : yüzmek
- calınayaq (K) : yalınayak
- calpaq (K) : yassı
- calpay (K) : ayakları önüne toplayarak kalça üstüne oturma
- caman (K) : kötü
- camanlamaq (K) : kötülemek
- camav (K) : yama
- canay : yaramaz, kurnaz
- cañı (K) : yeni
- canmaq (K) : yanmak
- cantaymaq (K) : kestirmek
- cantıq (K) : fırında yapılan bir tür hamur yemeği
- capalaq (K) : biçerdöverin sapları bıcaklara sıkıştırmayı sağlayan kısmı
- capalaqtay (K) : lapa lapa
- capıldaq (K) : yalın ayak
- capırmaq (K) : kabuğunu sıyırmak
- capma : duvar üstünde kurutularak yapılan bir tür tezek
- capmaq (K) : kapatmak
- cara (K) : yara
- caraşmaq (K): yaraşmak
- caravsız (K): yararsız
- carğana (K) : yarasa
- carıq (K) : aydınlık
- carmaq (K) : yarmak, bölmek
- cartı-curtu : yırtık pırtık, eskimiş
- cartı : eski, eskimiş, yıpranmış
- caş (K) : genç, delikanlı
- caşırmaq (K): gizlemek, saklamak
- catmaq (K) : yatmak
- cavçı (K) : görücü
- cavlıq (K) : mendil
- cavmaq (K) : yağmak
- cavun (K) : yağmur
- cayav : yayan
- cayav calanğaç (K) : tedbirsiz
- cayılmaq : yayılmak
- cayraq : dağınık
- cayratmaq : dağıtmak
- cayuv : kilim
- caz (K) : yaz
- cazma (K) : ayran
- cekirmek : bağırmak
- cekmek (K) : arabaya at koşmak
- cel (K) : rüzgar, yel
- celimçek (K): örümcek ağı, küf
- cemiş (K) : yemiş
- cenge (K) : yenge
- cengil (K) : hafif
- cengiy (K) : yenge
- cenk : savaş
- cenüp : güney
- cer (K) : yer
- cercumuran (K) : köstebek , tarla sincabı
- cermay : petrol, neft
- cevez (K) : ceviz
- ceviz : ceviz
- cez : pirinç (maden)
- cığılmaq (K): düşmek
- cılamaq (K) : ağlamak
- cılan (K) : yılan
- cılavuq (K) : kolay ağlayan
- cılğa (K) : dere, kuytu, aşağı
- cılınmaq (K): ısınmak
- cılışmaq (K): yürümek, çekilmek, yaklaşmak, yakınlaşmak
- cılıtmaq (K): ısıtmak
- cıllı (K) : sıcak
- cıltıramaq (K) : parlamak
- cımırta (K) : yumurta
- cımşamaq (K): yumuşamak
- cımşaq (K) : yumuşak
- cınasır : kötü huylu
- cıqmaq (K) : yıkmak
- cır (K) : türkü, şarkı
- cırcır : fermuar
- cırılmaq (K): yırtılmak
- cırıq : çizik
- cırmaq : çizmek
- cırtmaq (K) : yırtmak
- cıyın : şölen
- cıyıştırmaq: toplamak, düzeltmek
- cıymaq : saklamak, ortadan kaldırmak, toplamak
- cıynamaq (K): eğlenmek
- cibermek (K): göndermek
- cibimek : ıslanmak
- cibitmek : ıslatmak
- cigit (K) : yiğit
- cip (K) : ip
- ciyez : çeyiz
- ciyimek (K) : kötü kokmak
- ciyrenmek (K) : iğrenmek
- coğrafiya : coğrafya
- col (K) : yol
- colaq (K) : çizgi
- colaqlı (K) : çizgili
- contmaq (K) : yontmak, başkasının parasını kumarda veya kandırarak almak
- coqlamaq (K): yoklamak
- corqan (K) : yorgan
- coytmaq : kaybetmek
- coytulmaq : kaybolmak
- cönemek : yönelmek
- culqmaq (K) : koparmak, yolmak
- cumırtıq (K): yumruk
- cuqa (K) : ince
- cuqmaq (K) : sıvaşmak, karışmak
- cuv (K) : yıka
- cuvaş (K) : yumuşak huylu
- cuvğıç (K) : bulaşık bezi
- cuvmaq (K) : yıkamak
- cuvunmaq (K): yıkanmak
- cuvurmaq (K): koşmak
- cügen (K) : at gemi
- cürek (K) : yürek, kalp
- cürmek (K) : yürümek
- cürsetmek (K) : yürütmek
- cütkermek (K) : öğürmek, aksırmak
- cüyrük : yarış atı
[değiştir] Ç
- çaç (K) : saç
- çağırmaq : çağırmak
- çalaş : çadır
- çalaşnı cıqmaq (K) : evliliği bozmak, dostluğu bozmak
- çalbaş : kır saçlı
- çalğı : müzik, müzik aleti
- çalğıcı : müzisyen
- çalmaq : müzik çalmak
- çalt : çabuk, hızlı
- çaltayaq : hızlı, süratli
- çaltaymaq (K) : kaykılmak
- çamır (K) : çamur
- çamur : çamur
- çanğımaq : tozamak
- çapmaq : koşmak
- çaqırmaq (K): çağırmak
- çaqmaq : çakmak, koyunun yününe yapışmış pislik
- çaqmaqlı : kirli
- çatal : çatal
- çay : çay
- çaymaq : sulandırmak
- çaynamaq : ağızda çiğnemek
- çaynik : çaydanlık
- çayqalamaq : çalkalamak
- çayqamaq : su ile çalkalamak, su ile yıkamak
- çeber : becerikli
- çeçek (K, O) : çiçek
- çeçmek (K) : çözmek
- çegertki : çekirge
- çekilmek : çekilmek, ilerlemek, yaklaşmak, yakınlaşmak
- çeklemek : kilitlemek
- çelik : çelik
- çeltek : elek
- çeltemek : elemek
- çertmek : parmakla vurmak, ittirmek
- çezmek : çözmek
- çıbırmaq (K): damlamak , sızmak
- çıdam : sabır
- çıdamsız : sabırsız
- çıdav (K) : sabır
- çıdavsız (K): sabırsız
- çığaraq (K) : baca
- çılapçı (K) : büyük leğen
- çılqa (K) : cılk, olmamış, pişmemiş
- çıñ : düğünlerde türkü arasında söylenen mani, atışma
- çıpalaq (K) : çıplak
- çıplaq : çıplak, yalınayak
- çıqış : çıkış
- çıraq : mum, lamba, ışık
- çıray : yüz
- çırayını sıtmaq : yüzünü buruşturmak
- çırbörek (K) : yağda kızartılan bir tür hamur yemeği, çiybörek
- çırlama : Krep , yumurta ve unla yapılan bir yiyecek.
- çibin : sinek
- çiçek : çiçek
- çipçe : civciv
- çirkiy : sivrisinek
- çoçqa : domuz
- çomıç (K) : kepçe
- çomuç : kepçe
- çoñqaymaq : çömelmek , çökmek
- çontaymaq (K) : çömelmek , çökmek
- çontıq (K) : kısa, kısa paçalı
- çontuq : kısa, kısa paçalı
- çoq : çok
- çoqaman (K) : kazma
- çoqlaşmaq : çoğalmak
- çoqmar : yumruk, balyoz
- çoqumaq : gagalamak
- çoqusı : çoğunlukla, genellikle
- çot : keser
- çoyun qazan: büyük döküm kazan
- çoyun : dökme demir
- çöküç : çekiç
- çöl : bozkır, kır, istep; çöl, arazi
- çuval : çuval
- çüy : askı
[değiştir] D
- dada (K) : abla
- dağ : dağ
- dam : inek ahırı; tat
- damla (G) : damla
- daqqa : dakika
- dare : tef
- darqatmaq : dağıtmak
- davuş : ses
- day : gibi
- degil : değil
- degirmen : değirmen
- demir : demir
- deñişiklik : değişiklik
- deñiz : deniz
- dep : diye, diyerek
- deste : testi
- dım : nem
- dimağ : beyin
- dımlı : nemli, ıslak
- din : din
- dişir : aşık oyununda aşık kemiğinin bozuk düşmesi hali
- divar : duvar
- doğmaq : doğmak
- dögme : düğme
- doğramaq : doğramak
- doğurmaq : doğurmak
- domalan : toprak altında yetişen bir tür mantar
- domatis (G) : domates
- domuz : domuz
- don mayı : iç yağı
- döngelek (K): çocukların yuvarlayarak oynadıkları çember
- doquz : dokuz
- dört : dört
- dörtkül : dörtköşe, dörtköşeli
- dost : dost
- dostluq : dostluk
- dua : dua
- dudaq : dudak
- dügül (O) : değil
- dün (G) : dün
- dünya : dünya
- duşman : düşman
- duvadaq : toy kuşu
- düve : ergenleşmemiş dişi inek
- düven : döğen
- duvuldaq : aylak
[değiştir] E
- eali : ahali, nüfus
- eb : kolaylık
- ebini tapmaq : kolayını bulmak
- eç (K) : hiç
- eçki : keçi
- egeşmek (K) : tersini yapmak, denileni yapmamak
- egev : eğe
- egiz : ikiz
- egik : eğik
- egilmek : eğilmek
- eglenmek : eğlenmek
- egme : heybe
- eken : imiş
- eki : iki
- ekme : heybe
- ekşimek : ekşimek
- ela (K) : hela
- eleken (K) : leğen
- elifbe : elifba
- elva : helva
- emçek : meme
- emen (K) : hemen
- endi : artık
- eniş : iniş
- enqastan : özellikle, kasti olarak
- entsiklopediya: ansiklopedi
- erek : uzak
- erik : erik
- erinçek : tembel
- erinmek : üşenmek
- eriş : dikbaş
- erişmek : inat etmek
- erke : şımarık
- erkek : erkek
- erkelenmek : arkalanmak, başkasına güvenerek şımarmak
- erte : erken
- erte-carıq : erkenden
- erten (K) : sabah
- es : akıl, hafıza
- eş : eş; (K) hiç
- esap : hesap
- esirekli : aceleci, panikleyen
- esirik (K) : sarhoş, kendini kaybetmiş, çıldırmış kimse
- esirmek (K) : sarhoş olmak, çıldırmak, kendini kaybetmek
- eski : eski
- eşmek : karıştırmak, dağıtmak
- et : et
- ev : ev
- evel : önce
- evelkisi : önceki
- evlenmek : evlenmek
[değiştir] F
- faqat : fakat, ancak
- farq : fark
- farqlı : farklı
- felç : felç
- fenerlik : gemici feneri
- ferik : ergenleşmemiş tavuk
- ferişte : melek
- fil : fil
- fuqare : yoksul, fukare
- furtuna : fırtına
- furun : fırın
[değiştir] G
- gece : gece
- gemi : gemi
- gıygıy : keman
- gizlemek : gizlemek
- gögercin : güvercin
- göl : göl
- gügüm : güğüm
- gül : gül
[değiştir] Ğ
[değiştir] H
- halq : halk
- hamır : hamur
- hasta : hasta
- hıdırlez : hıdrellez
- horaz : horoz
- hoşaf : hoşaf
- hucur : tuhaf
- hunü : huni
[değiştir] I
- ırcanke : oynak, cilveli, şımarık hareketler yapan kişi
- ırcanlamaq : cilve yapmak, şımarık hareketler yapmak
- ırğaçı : dişi
- ırğat
- ırımçıq (K) : küf
- ıslamaq : ıslatmak; sıvamak
- ıslav (K) : sıva
- ıştan (K) : iç giyim, külot
[değiştir] İ
- ibirsemek : rahatsız etmek, ayak altında dolanmak, şımarmak
- iç : hiç; iç
- içün : için
- igrenmek : iğrenmek
- ilez : dikbaşlı, inatçı
- inatlamaq : tersini yapmak, denileni yapmamak
- ince : ince
- indemek : seslenmek, hatırlatmak, ikaz etmek
- indemez : suskun, içe dönük
- ine : iğne
- insan : insan
- iri : büyük
- irimçik : peynir
- irimek : erimek
- isinmek : ısınmak
- isitmek : ısıtmak
- isse : hisse, pay, katkı
- issi : sıcak
- işker (K) : oda, içeri
- it : köpek
- iye : sahip, malik
- iyik (K) : eğik
- iyilmek (K) : eğilmek
- iyne (K) : iğne
- iza : kibrit kutusunda kibriti yakmak için sürtülen yüzey
[değiştir] J
[değiştir] K
- kadâ : yaşca küçük kardeş
- kaday (K) : arkadaş
- kadi (K) : yenge
- kâğıt : kâğıt
- kâinat
- kategoriya : kategori
- kavuz
- kebek (K) : kepek
- keç : geç (vakit)
- keçe (K) : gece
- keday : halk şairi, ozan, şarkıcı
- keler : kevgir
- kelime : kelime, sözcük
- kelin : gelin
- kelinçek : yeni gelin
- kelişmek : uymak
- keliştirmek: uydurmak
- kelmek : gelmek
- kemik : kemik
- kencapay : ailedeki en küçük çocuk
- kence : yaşça en küçük çocuk
- kengel : sakız elde edilen bir tür dikenli bitki
- keniş : geniş
- kepek : kepek
- kerata : ayakkabı çekeceği; kerata, küçüklere sevgi ile söylenen bir sitem sözü
- kerbiç (K) : kerpiç
- kertme isim: yabani armut
- kertme : yabani armut
- kesek : parça, kerpiç büyüklüğünde toprak parçası
- kesertki : kertenkele
- kesquyruq (K): kertenkele
- ketek : kümes
- ketmek : gitmek
- kever (K) : kevgir
- kevgir : kevgir
- kiçkene : küçük
- kilitlemek : kilitlemek
- kimge : kime
- kiraz : kiraz
- kirde : fırında yapılan bir tür hamur yemeği
- kırgı
- kirmek : girmek
- kirsetmek : sokmak
- kirt (K) : kilit
- kirtlemek (K) : kilitlemek
- kirtli iyne (K): çengelli iğne
- kise : kese, cep
- kitap : kitap
- kiyev : damat
- kiyik : yabani, çekingen
- köbek : göbek
- köbelek : kelebek
- köbete : fırında yapılan arasında pirinç ve et bulunan bir tür hamur yemeği
- köbisi (K) : çoğunlukla, genellikle
- köbiymek (K): çoğalmak
- köçmek : göçmek, yıkılmak
- kögerçin (K): güvercin
- kök : gök; mavi
- kokokmiyav : baykuş, haykuş
- kökrek (K) : göğüs
- köküs : göğüs
- kölderen (K): enine, boyuna
- kölek : fanila
- kölekse (K) : gömlek
- kölmek : gömlek
- kömür : kömür
- köndelen : enine, boyuna
- köp (K) : çok
- köpek : köpek
- köpür : köprü
- körel : hindi
- köstermek : göstermek
- köteklemek : dövmek
- kötermek : kaldırmak
- krep : kadınların saçlarını toplamak için kullandıkları tülbentten yapılma baş örtüsü
- kübü : yayık
- küçelek : köpek yavrusu
- küçenmek : yüklenmek, zorlamak
- küf : küf
- külgü (K, O) : gülüş
- külkü : gülüş
- külmek : gülmek
- külümsemek : gülümsemek
- kültöbe : çöplük
- kümes : kümes
- kümüş : gümüş; para birlemesinin (ruble, grivna, lira vs) halk adı
- kün : gün
- künbatar (K): batı
- künbatı : batı
- küncü : kıskanç
- kündoğuş : doğu
- kündük (K) : göbek deliği
- kündüz : gündüz
- künlemek : kıskanmak
- künçi (K) : kıskanç
- küntabaq : ay çekirdeği başağı
- küntuvar (K): doğu
- küpe : küpe
- kürpe : bulgur
- kürsü : sehpa, kürsü
- kürsümek (K): beğenmemek
- küydürmek : dibini yakmak
- küye : is, kurum
- küyük : yanık
- küyümek : altını yakmak (yemek)
- küz : sonbahar, güz
- küzgü : ayna
[değiştir] L
- lâğu : iptal
- lâle : lale
- laqşa : erişte
- laqşalı paqla (K): erişte ve kuru fasulye ile yapılan bir tür çorba
- legen : leğen
- loqsa : lohusa
- luğat : sözlük
[değiştir] M
- maal : dolay zaman
- mağa (K): bana
- mal : dolay zaman
- mana etmek :
- maña : bana
- mañlay : alın
- maqale : makale, madde
- maqsat : amaç
- maqtamaq : övmek
- marama : kadınların namaz kılarken başlarına örttükleri beyaz örtü
- maraz : hastalık, kuş gribi, tavuk felci
- masa : masa
- mata (K) : yaşca küçük kardeş
- matüv : aptal, ahmak
- mavı : mavi
- may baylasın: afiyet olsun anlamında "yağ bağlasın", yediklerin yağ olsun.
- may (K): yağ
- mayasıl : egzama
- mayıs : mayıs; koyun pisliği
- maymun : maymun
- mazallı : iriyarı
- mektep : okul
- mektüp : mektup
- melek : melek
- melte : fitil
- men : ben
- meşerpe : maşrapa
- metiy : varil, fıçı
- mevsim : mevsim
- mevzu : konu, mevzu
- mezel : defa, kere, kez
- mıh : çivi
- mına : işte, işbu
- mınav (K) : bu
- mınavğa (K) : buna
- mınavı : işbu
- mınavlar : işte bular, (K) onlar
- mında : burada
- mınyaq (K) : bu taraf
- mıq (K) : çivi
- mıqıy : cimri
- mırıq (K) : çamur
- mışıq : kedi
- mıyıq : bıyık
- min : kusur, eksiklik
- minmek : binmek
- minsiz : kusursuz, eksiksiz
- miy : beyin
- miysiz : akılsız
- moşaq (K) : boncuk
- mögedek : üstü kapalı araba
- muallim : öğretmen
- muğaymaq : küsmek, bozulmak
- muhtar : özerk; köy büyüğü
- muratquş : baykuş
- musafir : misafir
- muvafaqiyet: başarı
- muvafaqiyetli: başarılı
- muzakere : tartışma, müzakere
- muzıka : müzik
- müellif : yazar, müellif
- münderice : içerik
- müyüz : boynuz
[değiştir] N
- nasıl : nasıl
- nasılsıñ : nasılsın
- nau (K): şu
- nauga (K): şuna
- ne yapasıñ : ne yapıyorsun
- neday (K) : nasıl
- nedaysıñ (K): nasılsın
- neniy (K) : nine
- nişliysiñ : ne yapıyorsun
- nohut : nohut
- nomera : numara
- nufuz : nüfuz
- nufuzlı : nüfuzlu
- nüzül : felç, inme
[değiştir] O
- o : o
- oba : yüksek düzlük, yükselti
- oca : öğretmen
- ocaq : ateşin üstüne kazanı koymak için lullanılan üç ayaklı demir
- oçaq (K) : ateşin üstüne kazanı koymak için lullanılan üç ayaklı demir
- oda : oda, içeri
- oğul : oğul
- olay (K) : öyle
- olmaq : olmak
- omaqa turmaq: baş üstünde durmak, hamuda kalkmak
- on : on
- oñ : sağ (solun karşısı); bolluk
- oña : ona
- oñaytlamaq : doğrulamak; iki şeyi düzgünce biraraya getirmek, düzeltmek
- oñ bey : düğünlerde erkek toplantısı başkan yardımcısı
- onğarmaq : tamir etmek, bir işi yanlış yada eksik yapmak
- oñmaq : bolluğa ve berekete kavuşmak
- oqalamaq : ovalamak
- oqlav : oklava, merdane
- oramaq : dolamak
- oraq : orak, biçim zamanı
- oraza : oruç; ramazan
- orman : orman
- orta : orta
- ortaqlaşıp : birlikte, beraberce
- osal : kötü
- oşamaq : benzemek
- osmaqlamaq : bir konuyu tekrarlamak
- ot (K): ateş
- oturaq : tabure
- oturım : oturum
- oymaq : yüksük
- ozğarmaq : uğurlamak
- ozmaq : geçerek uzaklaşmak
[değiştir] Ö
- ögey : üvey
- ögeyana : üvey anne; zehirli bir böcek
- ögiy (K) : üvey
- ögiyana (K) : üvey anne; zehirli bir böcek
- ögüz : öküz
- ögüzbörek : iri mantı
- ökmek (K) : ekmek
- öksürmek : öğürmek, aksırmak
- ökürmek : böğürmek
- ölçemek : ölçmek
- ölen (G, O) : öyle
- ölgen : ölmüş, ölen
- ölmek : ölmek
- ölüm : ölüm
- ömür : ömür
- öpke (K) : ciğer, pörsümüş meyva/sebze
- öpkelenmek : pörsümek
- örken : bitki sapı
- örümçek : örümcek
- öşek : dedikodu
- öşeklemek : dedikodu yapmak
- ösmek : büyümek
- östürmek : büyütmek
- ötkermek : geçirmek
- ötmek : ekmek
- öyle : öyle
- öz başına : kendi kendine
- öz : kendi; asıl, esas
- özek : meyve ve sebzelerin en iç kısmı
- özen : nehir, akarsu
- özü : kendisi
- özüm : kendim
- özüñ : kendin
[değiştir] P
- paalı : pahalı
- pala : bir çeşit kilim
- palaşor : dağınık kimseler için söylenen bir sıfat
- pamidor : domates
- papıç (K) : pabuç, terlik
- papiy : ördek
- papuç : pabuç, terlik
- paqıl (K) : kasti, nisbet yapma
- paqla (K) : fasulye
- para : para
- parmaq : parmak
- Pashalya : paskalya
- patılcan : patlıcan
- paytaht : başkent
- peç : şömineye benzeyen duvarı ısınmada kullanılan soba
- peçqa (K) : soba
- pekitmek : sağlamlaştırmak
- pencere : pencere
- pener (K) : peynir
- penerlik (K): gemici feneri
- penir : peynir
- pepiy : yavru hindi
- perdalez : kocakarı soğuğu
- perik (K) : ergenleşmemiş tavuk
- peşkir : sofra bezi
- peyğamber : peygamber
- pıçaq : bıçak
- pıçqı : testere
- pırım (K) : fırın
- pısmaq : gizlenmek, baskı/korku karşısında geri çekilmek
- pıtıraq : dikenli meyvaları olan bir tür diken
- porta : avlunun iki kanatlı büyük giriş kapısı
- puqare (K) : yoksul
[değiştir] Q
- qa : hani
- qaar : dert , üzüntü, tasa
- qaarli : dertli, tasalı
- qabaqbaş : aptal
- qabınmaq (K): atıştırmak
- qadalmaq : ayakta dikilmek, hareketsiz durmak
- qadamaq : saplamak
- qadın : kadın
- qadiy (K) : nasıl
- qadiysiñ (K): nasılsın
- qalamaq : duvar örmek, sıvamak
- qalaqay : fırında yapılan bir tür hamur yemeği
- qalav : kerpiçten yüksek bahçe duvarı
- qalay (K) : nasıl
- qalın : kalın
- qaltıramaq : titremek
- qambıraymaq: eğilmek
- qamğaq : deve dikeni
- qamır (K) : hamur
- qan : kan
- qancıq : dişi köpek
- qandalay : pire
- qandırmaq : aldatmak
- qanfet : şekerleme
- qanpet (K) : şekerleme
- qapatmaq : kapatmak
- qapınmaq : atıştırmak
- qapısta : lahana
- qaplan : kaplan
- qapqan : fara kapanı
- qaqra : gölgelik
- qar : kar
- qara : kara, siyah
- qaraltı : evin etrafı, bir evin ve diğer eklentilerinin tamamı
- qaramaq (K) : bakmak, aramak, himaye etmek
- qaranğı : karanlık
- qardaş : kardeş
- qarğa : karga
- qarğamaq : beddua etmek
- qarılğaç : kırlangıç
- qarnaq : çoban köpeklerini kurttan korumak için boynuna takılan sivri uçları olan tasma
- qarşığa : karşı duvar
- qart ağası : düğünlerde erkek toplantısının başkanı
- qart : yaşlı, ihtiyar
- qartal : kartal
- qartan : un sandığı
- qartana : büyükanne
- qartanay (K): büyükanne
- qartaymaq : ihtiyarlamak
- qartbaba : büyükbaba, dede
- qartbabay (K): büyükbaba, dede
- qartiy : ihtiyar kadın
- qartop : patates
- qaşımaq : kaşımak
- qaşınmaq : kaşınmak
- qaşıqbörek : sulu mantı
- qasnaq : yer sofrası altlığı
- qaşqır : kurt, yırtıcı vahşi hayvan
- qasta (K) : hasta
- qatesiñ (K) : ne yapıyorsun
- qatı (K) : yanı
- qatıp qalmaq: dona kalmak
- qatıq : yoğurt
- qatnamaq : ziyaret etmek
- qatnaşmaq : yakınlaşmak, sıkca bir arada olmak
- qattı : katı, sert
- qave : kahve
- qaverenki : kahverengi
- qavus : tahıl başağının tane dışındaki kısmı; parantez
- qaya : kaya
- qayaqqa (K) : ne tarafa
- qayd : kayıt
- qayda : nerede, nereye
- qaydan : nereden
- qaydlı : kayıtlı
- qayerde : nerede
- qayerge : nereye
- qayerden : nereden
- qayıq : kayık
- qayırmaq : bükmek
- qaynana : dünür anne
- qaynata : dünür baba
- qaypa : yassı düz taş; kaypa ile oynanan bir tür çocuk oyunu
- qayramaq : bilemek
- qayraq : eğe, zımpara, bileme taşı
- qayraqtaş : zımpara taşı
- qaysı : hangi
- qaytarmaq : geri döndürmek
- qaytmaq : geri dönmek, geri gelmek, nemlenmek
- qıbla : kıble, güney
- qıçımaq (K) : kaşımak
- qıçınmaq (K): kaşınmak
- qıdırlez (K): hıdrellez
- qıdırmaq : aramak; (K) misafirliğe gitmek
- qılınmaq : şikayet etmek
- qımırsqa (K): karınca
- qır baqa : kurbağa
- qıral : kral; akasya
- qırallıq : krallık
- qırav : kırağı
- qırcıman : yeni evli erkek
- qırğı : spatula
- qırğıç : spatula
- qırmısqa : karınca
- qırmızı : kırmızı
- qırşav : çocukların yuvarlayarak oynadıkları çember; tahta bidonun dağılmaması için etrafına geçirilen çelik çember
- qırslamaq : çalmak, hırsızlık yapmak
- qış : kış
- qısqaayaq : kadın
- qısqıs : çamaşır mandalı
- qıta : kıta, anakara
- qıyğaşa : bir tür yemek
- qıyın : zor
- qıyıq : çekingen, tülbentten yapılan başörtüsü
- qıyır : ekmeğin kabuk kısmı
- qıyış : eğri
- qıyış qonğur: yamuk yumuk
- qıyışmaq : yamulmak, küsmek
- qıynamaq : zorlamak, eziyet etmek
- qız qardaş : kız kardeş
- qız : kız
- qızıl : kızıl
- qoçqar : koç
- qodalaq : 2 tekerlekli büyükçe el arabası, kağnı
- qol : kol
- qolaş (K) : çeşitli şekillerde yapılan üzeri yumurtalı çörek
- qolbez : peçete
- qolçaq : eldiven
- qomşu : komşu
- qona : tahtadan yapılmış büyük yuvarlak sofra
- qonaq : düğünlerde erkeklerin bir araya gelerek eğlendikleri toplantı
- qonaqbay : toplantılarda hizmet eden ev sahibi veya yakınları
- qontaq : akılsız, saçmalayan
- qoñuz : hamam böceği
- qoparmaq : koparmak
- qopaymaq : mağrurlanmak
- qopqa : kova
- qopuq : kendini beğenmiş, gösteriş meraklısı
- qoqla : kukla, bez bebek
- qora : dış avlu
- qoranta : aile; dede, anne, baba, anne, çocuklar ve torunlardan oluşan aile topluluğu
- qoray : çalı, ot
- qoraz (K) : horoz
- qorqu : korku
- qorquzmaq : korkutmak
- qoşap (K) : hoşaf
- qoşmaq : katmak, eklemek
- qotaq (K) : erkeklik organı
- qotur : yara kabuğu
- qoy : koyun
- qoyan : tavşan
- qozğamaq : tahrik etmek, kurcalamak
- qozlamaq : yumurtlamak
- qozu : kuzu
- qucur (K) : tuhaf
- quda : görücü; dünür
- qudaanay (K): dünür anne
- qudababay (K): dünür baba
- qudağıy : dünür
- quday (K) : Allah
- qulle : kule
- qulunlamaq : yavrulamak - atlar için
- qum : kum
- quman : ibrik
- qursaq : mide, karın
- quş : kuş
- qutu : kutu
- quturmaq : kudurmak, sinirlenmek, aşırı hareketli olmak
- quvanmaq : sevinmek
- quvmaq : kovalamak, uzaklaştırmak
- quymaq : dökmek
[değiştir] R
[değiştir] S
- saat : saat
- saba : sabah
- sabiy : çocuk, sabi
- sabun : sabun
- saç : saç
- saçaq : saçak
- sağınmaq : özlemek
- sağır : sağır
- sağmaq : sağmak
- saife : sayfa
- saip : sahip
- sala-sal etmek : arka akaya sallamak
- saldırmaq : kondurmak, bina yapmak
- salmaq : koymak
- salqın : serin
- saña : sana
- sandıraqlamaq: sayıklamak
- saniye : saniye
- saq bolmaq (K): dikkatli olmak, uyanık olmak
- saqal : sakal
- saqal tübü : çene
- saqav (K) : konuşma özürlü
- saqt ol : dikkatli ol, uyanık ol
- saqt olmaq : dikkatli olmak, uyanık olmak
- sarburma : bir çeşit börek
- sarı may (K): tereyağı
- sarı yağ : tere yağı
- sarıçeçek (K) : çiğdem
- saruvını tüymek : karnını doyurmak
- sasımaq : pis kokmak
- sasıq : pis koku
- satuv (K) : çeyiz
- savmaq : sıvamak; (K) sağmak
- savut : tas
- saylamaq : seçmek
- sebelemek (K): çiselemek
- sedır : uzun koltuk, divan
- sekirge (K) : çekirge
- sekirmek : zıplamak
- senek : dirgen
- sepelemek : çiselemek
- septe : bir ticarethaneden ilk olarak yapılan alışveriş, siftah
- sernik : kibrit
- sersem : salak
- ses : ses
- set : divan, sofa, sedir, üç-dört kişilik oturma koltuğu
- sevgili : sevgili
- sevmek : sevmek
- seyir etmek: izlemek, seyretmek
- seyyare : gezegen
- sıçan : sıçan
- sıcaq : sıcak
- sıdırmaq : derisini yüzmek
- sıfır : sıfır
- sığır : inek
- sılamaq : sıvamak
- sılav : sıva
- sıltamaq : işi başkasına yamamak
- sımarlamaq : ısmarlamak, sipariş etmek
- sındırmaq : kırmak (uzun bir şeyi kırmak)
- sınmaq : kırılmak
- sipirki : süpürge
- sıpırmaq (K): süpürmek
- sıpra (K) : sofra
- sırğa : küpe
- sirke : sirke
- sırt : gövdenin arka tarafı; arka; kuzey
- sıtmaq : kırmak, parçalamak
- sıvalçan : solucan, kurt
- sıyır (K) : inek
- sıylamaq : ağırlamak
- sıylı : itibarlı
- sıypamaq : okşamak, sıvazlamak, elle düzeltmek
- sızğırmaq : ıslık çalmak
- sibirtki (K): süpürge
- silekiy (K) : tükürük
- sipirmek : süpürmek
- sipti : ilk olarak
- siya : siyah
- siydik : sidik
- siymek : işemek
- siyrek sındıraq: seyrekçe
- siyrek : seyrek
- soba : soba
- sofra : sofra
- soğan : soğan
- soğum (K) : kesilecek/kesilen hayvan
- solaqay : solak
- sol bey : düğünlerde erkek toplantısı başkan yardımcısı
- sona : arı büyüklüğünde bir tür sinek
- soqaq : sokak
- soqur : kör
- soramaq : sormak
- sormaq : emmek
- sorpa : yemeğin sulu kısmı, et suyu
- soy : çeşit, kısım
- soymaq : kesmek
- sozmaq : elastik bir nesneyi uzatmak
- sozulmaq : elastik bir nesnenin uzaması
- sögünmek : küfür etmek
- söz : kelime, sözcük
- sual : soru
- sulh : barış, sulh
- suliva : kuru erik ve bununla yapılan tatlı
- suv : su
- suvağaç : omuza koyularak su taşımaya yarayan ağaç
- suvaltmaq : boşaltmak
- suvarmaq : sulamak, hayvana su vermek
- suvbaqa : kurbağa
- suvuq : soğuk
- suvurmaq : emmek
- süme : güve
- sümürmek : sümkürmek
- süngürmek (K): sümkürmek
- süt : süt
- süyek : kemik
- süyem : karış
- süygili (K) : sevgili
- süymek (K) : sevmek
- süyremek : sürmek, sürüklemek
- süyreviç : yerdeki tahıl toz türü maddeleri yığmak için kullanılan tahtadan yapılma alet
[değiştir] Ş
- şabışma (K) : yarışma
- şağmaq : arı sokması, zehirli bir hayvanın ısırması
- şalqa : sırtüstü
- şana : kızak, el arabası
- şandır : etin sinirli ve zarlı kısmı
- şapmaq : atı hızlandırmak
- şappaz : düğünlerde türkü arasında söylenen mani, atışma
- şaptırmaq : uzağa işemek
- şarap : şarap
- şarpa : eşarp
- şarq : doğu
- şaşaq (K) : saçak
- şaşramaq : sıçramak, yüksekten düşen bir sıvının etrafa saçılması
- şaşratmaq : sıçratmak
- şay dep : böyle diyerek
- şay : böyle, (K) çay
- şaytantoy : hortum
- şeer : şehir
- şeftali : şeftali
- şek : kapı sürgüsü, kilit
- şeke : şakak
- şeker : şeker
- şekesinden şıqmaq:rahatsız etmek, baymak
- şeren : saman yığını
- şeşmek (K) : çözmek
- şıbaşmaq : bulaşmak , sıvaşmak
- şılqım : tutam
- şımaşmaq : ağaca tırmanmak
- şımışqa : ay çekirdeği
- şımtımaq : cimdiklemek
- şıpırtqı (K): kamçı
- şıplamaq : sonuna kadar doldurmak
- şıq : aşık oyununda aşık kemiğinin sırtüstü hali
- şıqar : önemli, kıymetli
- şırış : yapışkan mayi
- şırlama : krep, yumurta ve unla yapılan bir yiyecek
- şışan : fare
- şışmaq : büyük abdestini yapmak
- şikar : önemli, kıymetli
- şişek : kısır koyun
- şolpu : kevgir
- şongar : Kırımdan belli bir bölgeden olan kimse
- şorap : çorap
- şorba : çorba
- şot : keser
- şölen (G, O) : şöyle
- şöyle : şöyle
- ştan : iç giyim, külot
- şulay (K) : şöyle
- şuvultı : şamata, şırıltı
[değiştir] T
- taaciplenmek: endişe etmek, meraklanmak, şüphe etmek
- tabamadın dürsüldek : kışın evlerde oynanan bir tür çocuk oyunu
- tabaqbörek : susuz yenen mantı
- tabiat : tabiat, doğa